Ülkemiz olağan üstü hal döneminde ve halkoylamasına gidiyoruz. Normal şartlarda pek akıllıca bir yaklaşım gibi durmuyor. Ama belki de çok akılıca ne dersiniz? Üstelik halkoylamasına giderek yaklaşırken hem iç hem dış ilişkiler, çok yoğun ve çok karışık.
Halkoylamasının sonuçları için yapılan tahminlere göre evet ve hayır oranları birbirine çok yakın çıkıyor. Durumu kararsızlar belirleyecek gibi… Haliyle evetçiler de hayırcılar da durumu kendi lehlerine çevirebilmek için iş başında.
Derken önce ALMANYA ile ardından HOLLANDA ile aramızda siyasi bir kriz çıktı…
Avrupa ülkelerinin, ülkemizi temsil eden siyasi kişilere bu şekilde davranmaları büyük saygısızlık… Ülkemizin ve milletimizin itibarını sarsmaları kabul edilir gibi değil.
Ancak konuya biraz daha yakından bakalım.
*Mesela 2008 yılında AK Parti hükümetince “ ülke dışında siyasi proboganda yapmanın yasaklandığını” biliyor muyuz?
*Mesela Hollanda’nın Aile bakanına en başından beri gelme dediğini, buna rağmen sayın bakanın bile bile Hollanda’ya gittiğini biliyor muyuz?
*Mesela daha geçen hafta Hollanda’nın Petrol Ofisinin kalan hisselerini de satın aldığını biliyor muyuz?
*Mesela Hollanda’da 1-2 gün içinde seçim olacağını ve bu olayların Hollanda iktidar partisinin oylarını 2 puan artırdığını biliyor muyuz?
*Mesela aynı şekilde AKP İzmir milletvekili Hüseyin KOCABIYIK itiraf niteliğinde bir açıklama yaptı. “Bu Almanlara, Hollandalılara kızmayalım. Hatta belki azıcık da teşekkür etmemiz gerekiyor. Bizim evet oylarına en az 2 puan katkı yaptılar. Bu konuda kesin emin olabilirsiniz.” Dediğini biliyor muyuz?
*Mesela aramızın yeni yeni düzelmeye başladığı İsrail’in geçtiğimiz günlerde Ezanı yasakladığını duydunuz mu? Niye İsrail’i protesto etmiyoruz.
* Mesela bu karmaşa ortamında bölücü terör örgütünün Suriye’deki uzantısı PYD, Fırat’ın batısına yerleştiğini, Menbiç’te sözde özerklik ilan edip, 13 kişilik hükümet kurduğunu, biliyor muyuz?
*****
Şurası muhakkak ki; Medeni görünen Avrupalılar küçümsedikleri doğu uygarlıklarından çok daha barbar. Özellikle Hollanda’nın son yaşanan olaylarda sergilediği tavır çok vahşice ve savundukları insan haklarıyla, yaptıklarının uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok. Elbette bunların yaşanmasına sebep olan tüm kişileri kınıyoruz.
Ancak bu noktada “çuvaldız – iğne” atasözümüz aklıma geliyor. Biz Avrupa’yı yaptıkları antidemokratik uygulamalardan dolayı kınarken, mağdur olduğumuzu haykırırken…
Acaba ülke içinde kendi anayasal haklarını kullanarak, miting, yürüyüş ve konuşma yapmak isteyen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı nasıl yaklaşıyoruz? Nasıl davranıyoruz?
Türkiye’de insanlar özellikle son 10 yılda birçok hak ve özgürlüklerini uygulamada kaybetti. İnsanlar herhangi bir durumda hakkını aramaya korkar oldu. Veya tüm korkulara rağmen hakkını arayan emekli, öğrenci, işçi kim olursa olsun aynı muamele ile karşılaştı. Yasaklar, yaptırımlar ve şiddet. Bu yasakları koyan, yaşananlara sessiz kalan veya alkış tutan aynı kişilerin, Avrupa’dan üstelik 2008 de kendi çıkardıkları yasaya rağmen hala proboganda yapmak için hak talep etmesi çelişki değil midir?
Mademki konuşma ve ifade özgürlüğü istiyoruz. Meral Akşener’e, Ümit Özadağ’a, Yusuf Hallaçoğlu’na, ve Sinan Oğan’a yapılan uygulamalara bakalım…
*****
Olaylar, Türk milletine iki önemli kuralı yeniden hatırlatıyor. Yurdumuzu ve haklarımızı savunacak güçte olmak. Barışı koruyacak uluslararası çalışma birliğine önem vermek.
Dış siyasette kuvvetli olabilmek için kuvvetli bir iç siyaset lazımdır… Ancak bir siyaset, bir devlet ve millet siyaseti olmadıkça yaşayamaz. İnsanların hayatı kısadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk