Kurban Bayramı yaklaşırken açıklanan vekaletle kurban kesim bedelleri ile canlı hayvan piyasasındaki fiyat farkı vatandaşın gündemine oturdu. Türkiye Diyanet Vakfı 2026 yılı vekaletle kurban kesim bedelini yurt içi 18 bin TL, yurt dışı 7 bin TL olarak açıklarken, Türk Kızılay ise yurt dışı kurban bağış bedelini 6 bin 350 TL, yurt içi ve Filistin/Gazze kurban bağış bedelini 17 bin 250 TL olarak duyurdu.
Ancak kurban ibadetini kendi imkanlarıyla yerine getirmek isteyen vatandaşlar için pazarlardaki fiyatlar çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Küçükbaş hayvan fiyatları 25 bin TL’den başlarken, büyükbaş kurban hisseleri de birçok aile için ulaşılması güç rakamlara çıktı.
Özellikle asgari ücretli, düşük maaşlı çalışanlar ve emekliler yaşanan fiyat farkına tepki gösteriyor. Vatandaşlar, “Diyanet, Kızılay ve birçok vakıf bu fiyatlarla kurban kesebiliyorsa neden aynı imkan vatandaşa sunulmuyor?” sorusunu gündeme taşıyor.
Kurban pazarlarında artan hayvan fiyatları yüzünden vatandaş ise ibadetini yerine getirmek için ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldığını ifade ediyor.
Birçok vatandaş, devletin geçmişte vergi affı, konut desteği, araç teşvikleri ve farklı sosyal destek paketleri sunduğunu hatırlatarak, dini ibadetlerin yerine getirilebilmesi için de yeni çözümler geliştirilmesini talep ediyor.
Vatandaşların ortak çağrısı ise şu sözlerde birleşiyor: “Devlet birçok alanda ekonomik destek sağlıyor. Kurban ibadetini yerine getirmek isteyen dar gelirli vatandaş için de uygun fiyatlı hayvan temini, kooperatif desteği ya da özel sosyal projeler geliştirilmeli.”
Uzmanlara göre vakıf ve derneklerin düşük maliyetle kurban organizasyonu yapabilmesinin en büyük nedenleri toplu alım gücü, farklı bölgelerden uygun fiyatlı hayvan tedariki ve organizasyon maliyetlerinin dağıtılması. Ancak bireysel alım yapmak isteyen vatandaş aynı ekonomik avantajlara ulaşamıyor.
Ekonomik şartların ağırlaştığı bir dönemde milyonlarca vatandaş şimdi aynı sorunun cevabını bekliyor: “Kurban ibadeti yalnızca maddi gücü olanların yerine getirebildiği bir ibadete mi dönüşüyor?”