Anadolu, tarih boyunca İlk Çağ’dan başlayan bir tarihi serüven içerisinde birçok medeniyetin uğrak mekânı olmuş, birçok medeniyetin beşiği, merkezi olmuştur.
Tarihin kalbinin attığı, kültür ve medeniyetin yaşam kaynağı hep bu topraklar olagelmiştir.
Avrupa, 375 Kavimler Göçü ile şekillenmeye başlamışken, Anadolu bunun çok öncesinde gelişme evresini tamamlamış ve büyük uygarlıklara, tarihin ilk büyük ve köklü değişimlerine ev sahipliği yapar bir pozisyona erişmişti.
Zira 375 Kavimler Göçü’ne sebep olan etkenlerin en başlıcası, temel taşı da “ Türkler” olduğu için öncesinde Anadolu uygarlıkları, sonrasında da biz Türklerin medeniyet ve tarih anlayışı ile Avrupa’nın medeniye ve tarih anlayışını karşılaştırmaya çabalamak dahi çok gülünç olacaktır.
Düşünün ki, bir medeniyetin doğmasına yol açan da sizsiniz, söz konusu medeniyetin gelişip, budaklanmasına ve nihayet son bulmasına yön veren, karar biçen de…
***
Tarihte “teşkilatçılık” faaliyetlerinin ilk örneklerini ortaya koymuş olan biz Türkler, devlet kurma ve devlet ortadan kaldırma özelliğimizle eşine az rastlanır bir meziyetin hamileriyizdir.
Birçok devlet ve topluluk, bizim bu özelliğimizi örnek alarak dünya sahnesine çıkabilmiş, hayat hakkı bulabilmiştir.
Yukarıda örneğini verdiğim 375 Kavimler Göçü’nün ana sebebi biz Türkler olduğumuz gibi, bu tarihten 1453 Fatih’in İstanbul’u Fethi’ne dek
sürecek olan Orta Çağ’ında başkarakteri yine biz Türklerden başkası değildir.
Yani, Orta Çağ’ı başlatan ve sonlandıran, tarihte böylesine bir “ racona “ sahip olan tek milletiz.
Onun öncesinde de Orta Asya’da kesin bir hâkimiyet sağlamış ve o hâkimiyeti Anadolu’ya, oradan Avrupa’ya, oradan da Kutsal Roma’nın tam da kalbine taşımış, milletlerarası camiada en ön safta yer alarak, “oyun kurucu” ve “patron” sıfatıyla özdeşleşmiş millet de yine bizdik.
Ve bugün hala bu topraklarda “ Anadolu “ adlı bu bahçede, “ Türk ili “ denilen “ Türkiye “ topraklarında yaşamaya devam ediyorsak, bunun bir manası, derin anlamlar içeren bir ilahi sırrı olmalı.
Böylesine zengin bir coğrafya da yaşamanın, tarihin kalbinde yer almanın, bu tarihsel sürecin hem yön sağlayıcısı, hem de oyun kurucusu olmanın, dünya milletleri içerisinde sadece bizlere nasip olması da ayrıca bir şükür vesilesidir.
O yüzden kısır tartışmalardan, güdük meselelerden sıyrılıp, başımızı şöyle bir kaldırıp da, dünyaya “ Türk “ gözüyle bakmamız, kendimize gelebilmemize yeterli olacaktır.
Samimiyet ile…
***
Söz Meclisi
Tarihin ana akımının sorumluluğunu üstlenen aziz bir millet
Hiç eksik olmadı başından olmayacaktır da sen sen oldukça bu zillet!