Tarih, geçmişten günümüze yazarken kendini, insanlık rolünü oynayıp geçer hayat sahnesinden.
Tarih, insanlığın var olduğu günden bugüne tıkır tıkır işleyen bir saat misali işlemeye devam edip, dökülür gider her daim bembeyaz sayfalara.
İnsanlık yaşarken ânı, tarih kayda düşer, kalıba döker her bir yaşanmışlığı.
***
Yazının bulunuşuyla (M.Ö 3200) tarihlendirebileceğimiz tarih, yüzyıllar boyunca milletlerin hafızası olmuş, geleceklerine yön vermede etkin rol üstlenmiştir.
Çünkü millet olgusunun en temel öğelerinden birini de hiç şüphesiz ortak bir tarihi miras oluştura gelmiştir.
Ortak bir tarihi geçmişe sahip milletler gerçek manasıyla millet olabilmeyi başarabilmiş ve geleceklerine bu tarihi geçmişin verdiği ivmeyle ilerleyebilme imkânını yakalayabilmişlerdir.
***
Dil, din, tarih ve kültür birliğini sağlayabilmiş, bunlar arasındaki zenginliği ortak bir zemin üzerine oturtabilmiş toplumlar, dünya sahnesinde hatırı sayılır bir seviyeye yükselebilmiş, kısacası “ medenileşebilmiş” toplumlardır.
Dünya üzerindeki medeniyetlere de baktığımızda bu durum kendini apaçık göstermektedir.
İster Doğu medeniyetleri ( Çin, Hint, Mezopotamya) ister Batı medeniyetleri (Roma, Antik Yunan) olsun, zengin bir tarihi mirasın iz ve etkileri bugüne gelebilmenin başlıca itici gücü olmuştur.
Medenileşebilmiş toplumlar, hem tarihsel geçmişlerinin köklü oluşu, hem de coğrafi, jeopolitik kazanımlarının da etkisiyle dünya üzerindeki konumlarını sabitleyip, güçlendirebilmişlerdir.
Türk Medeniyeti ise, diğer medeniyetlerde de olduğu gibi etkilenmiş, etkilemiş ve de nihayetinde “ Osmanlı kültür ve medeniyeti” zirve olmak üzere, Orta Asya, Ön Asya ve Anadolu coğrafyaları ağırlıklı olarak birçok medeniyetin mimarı olagelmiştir.
Samimiyet ile…