Bir milletin tarihini nasıl okuduğu, kritik bazı tarihi dönemeçlerde nasıl bir tavır takındığı çok önemlidir.
Tarihsel gerçeklikler kendini apaçık ortaya koyarken, fertlerin siyasi ve ideolojik birtakım saplantılar üzerinden tarihe yaklaşımları, kendilerine artı hiçbir değer kazandırmayacağı gibi, tarihin realite duvarından tek bir tuğlanın dahi azalmasına da katkı sağlamaz.
Tarihi olayların kendilerini er ya da geç olduğu gibi ortaya koyma, yaşanılan olay ve sonrasında gelişen olgu ne ise, sağa, sola hiç sapmadan nesnellik çerçevesi içerisinde meydana çıkmaları gibi bir realiteleri mevcuttur.
İşte tüm bu durumlar neticesinde diyebiliriz ki; yorumlamalara ve öznelliğe son derece açık olan tarih bilimi esasında tam aksine katı bir objektifliğin hâkim olduğu, bilimlerin efendisi felsefeyle birlikte en eski ve en güvenilir bilim dallarından biri olma özelliğini sürdürmektedir.
Fakat milletler içerisinde fertlerin sahip oldukları ideolojik kalıplara göre gerçekleştirmeye çalıştıkları tarih okumaları, tarihi çok dar kalıplara hapsetmiş gibi bir izlenim vermektedir.
Oysaki tarihin gerçekleri en sonunda kendisini ortaya koyacak ve tüm siyasi görüş veyahut ideolojik kalıpların ötesine geçerek hak ettikleri mevkilerde yerlerini alacaklardır.
Ülkemizde siyasete alet olmayan, siyasilerin güttükleri siyasetlerine daha meşru bir zemin kazandırmak ve kendilerine daha fazla taraftar çekebilmek adına kullanmadıkları kavram kalmamış gibidir.
Toplumumuzun özellikle inanç noktasında sahip olduğu kuvvetli dini inanç his ve duygular, siyasetin en fazla kullandığı bir meta haline dönüşmüştür maalesef.
İşte bu dini inanç sömürüsünün üzerine ideolojik kalıpsal bir tarih algısını da eklediğinizde çok geniş bir kitleyi yanınıza çekebilmek o kadar kolaylaşır ki ülkemizde.
Milli ve dini meseleler hakkında genel bir toplumsal bakış tarzını yakaladığınızda ve bu bakış tarzını siyasetinizin dinamosu haline dönüştürdüğünüzde toplumun önemli bir kesimini arkanıza aldınız demektir.
Maalesef ki ülkemizde siyasi konjonktür büyük ölçüde bu şekilde süregelmiştir.
Aslına bakarsanız birçok şey hakkında objektifliğimizi, tarafsız bakabilmesini ve de bunun getirdiği âdil bir yaklaşımı kaybetmiş durumdayız.
***
Tarihe, siyasete, kültürel mirasımıza ve birçok bize ait olan disipline bakışımız, tavrımız yanlı olmak zorunda bırakıldığı için kalıplar ötesine geçemedik.
Kabuğumuzu kırıp, mazimize şöyle bir bakıp cesaretlenemedik.
Ne olursa olsun doğrunun, haklının tarafında saf tutup, batıla dolayısıyla da batıya hakkıyla bir kükreyiş sergileyemedik.
Ve tüm bu yapılamayan, gerçekleştirilemeyenlerin çıkmazında birbirimize düştük.
***
Yeniden arzu ettiğimiz mazimize layık olabilmek ve daha da üst seviyelere erişebilmemizin anahtarı her şeyden önce sahip olduğumuz o yüce tarihimizde gizli.
O yüzden daha bir fazla tarihe dalmamız, kendi tarihimizi kendimizin yeniden yazabilmesi gerekli.
Bize bahşedilen, sunulan sözde kazanımlar değil, kendimizde var olan değerler ışığında yönümüzü kendimizin belirlemesi, geleceğimiz açısından en kıymetli ve anlamlı bir adım olacaktır.
Kısacası; “ her şey Türk için, Türk’e göre ve Türk tarafından” gerçekleştiğinde tam bir olgunluk çağını yakalamış olacağız.
Samimiyet ile…
***
Söz Meclisi
Gerçek diriliş kendi özümüzde, kendi derinliklerimizde yatarken, bizden olmayan her ne varsa müptelası olduk da, öz cevhere yabancılaşmayı maharet zannına kapıldık